Haber Kameramanları

Benim aşkım 1985 yılının sonlarına doğru başladı

Benim aşkım 1985 yılının sonlarına doğru aynı apartmanda oturduğumuz arkadaşım ağabeyim ve ustam olan Rahmetli Bülent Arınlı’yla başladı. “Ali gel, sen kameraman ol” dedi ve beni “büyük aşkım”la yani kamerayla tanıştırdı. Sonra bir koşuşturma başladı önce Bülent ağabeyim ve Cihat Taşkın ustamın peşinden, daha sonra da hepsinden birşeyler öğrendiğim meslek büyüklerimle ve dostlukları arkadaşlıkları birer hazine olan meslektaşlarımla birlikte. Zaman o kadar çabuk geçti ki, sağ gözümle vizörden olayları siyah izlerken, sol gözümle renkli ve canlı olarak etrafı kontrol ettim ve bir sonraki kadrajımı aradım hep etraftaki sesleri dinleyerek. Kenan Evren Cumhurbaşkanı, Turgut Özal ise Başbakandı vizörden ilk bakmaya başladığımda. Ben vizörden bakarken, Birinci ve İkinci Körfez Krizi, depremler, sel baskınları, ekonomik krizler, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesi, Eurovision Şarkı Yarışmasında Türkiyenin birinciliği, Türk Milli Futbol takımının Dünya kupasında üçüncülüğü ve daha neler neler oldu. Her olay birşeyler kattı bana. Göz yaşlarıma hakim olamadığım anların yani sıra, beni güldüren olaylarda yaşadım. Bu meslek sayesinde, Türkiyeyi karış karış gezdim, dünyada ise 40’a yakın ülkeyi gördüm. Güzel insanlar tanıdım, tatlı acı birçok olaya şahit oldum ve gördüğüm her haberi aktarmaya çalıştım. Hep,  “Daha iyi nereden görebilirim?” “En güzel resmi nasıl yakalarım?” kaygısını taşıdım. Henüz üç aylık evliyken, Birinci Körfez Krizinde, gidip Irak’tan Türkiye’ye sığınan peşmergeleri karşıladım. Cudi dağının eteklerinde Işıkveren’de ve Düğün Dağında… Alman Televizyonu ARD için oradaydım, yirmi yedi gün kaldım dağlarda, bebeklerin, yaşlıların ölümlerine tanık oldum, o bahtsız insanların acılarını yüreğimde hissettim. O yılın Ramazan Bayramı sabahı, 13.500 nüfuslu Şırnak’a indiğimizde, “Medeniyet güzel şey” demiştik ekip arkadaşım Necdet Sunal’la birbirimize.

Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın olaylı ziyaretinden hemen sonra, dönemin Libya lideri Kaddafi ile röportaja gittik. Tanımaktan büyük mutluluk duyduğum, ekip arkadaşı olmaktan gururlandığım, “bir haberci nasıl olur?”u gözlemlediğim, herşeyden haber çıkartan Nursun Erel’le.O kadar çok habere imza attık ki birlikte. Büyük tehlikeler de atlattık,  ama her zaman ya kameramın karşısında anons çekiyor ya da hemen sol arkamda benim üçüncü gözüm oluyordu. Hiçbir zaman beni yalnız bırakmadı, tam bir ekip arkadaşı idi. Filistin Lideri Yaser Arafat’la özel röportaj yaptık Ramallah’ta. Kudüs’e dönüp haberimizi Kanal D haber merkezine ilettik artık gönül rahatlığı ile ülkemize dönebilirdik. Ama o gece İsrail,  Arafat’a dönük Ramallah ablukasını yine artırmış, kenti tanklarıyla işgal etmişti ve haber bizi bulmuştu. Nursun Erel ile tekrar Ramallah’a gidip oradaki durumu kamuoyuna duyurmamız gerektiğine karar verdik. Sabah Kudüs’ten Ramallah’a geçmek istedik ama İsrail askerleri buna izin vermedi. Haber orada bizi bekliyordu ama biz habere ulaşamıyorduk. Bunun üzerine, bir kaç Filistinli Kadınla birlikte başka bir yoldan, boş bir araziden Ramallah’a gitmeye karar verdik. 10 kilometrelik yolda yürürken Nursun Erel ile  “Acaba bu arazi  mayınlı olabilir mi?” diye konuştuk ama Filistinli Kadınlara güvenip geri adım atmadık… Erel çok sonra, Türkiye’ye dönünce İsrailli bir yetkiliden o yolda mayın olmadığını öğrenmişti. O zaman gönlümüz rahat etti biraz, aslında çok geç olmuştu ama… Ağır ekipman sırtımızda yürüyerek, haber malzemelerini toplayarak Ramallah’a ulaştık. Artık haberin Türkiye’ye geçilmesi gerekiyordu. Link geçeceğimiz haber ajansının binasına güç bela ulaştığımızda içeride bir panik havası hakimdi. Ne olduğunu hemen öğrendik. Avusturya Televizyonu canlı yayın yaparken İsrail askeri binaya ateş etmiş, kurşun muhabirin yanından ve kameramanın hemen üstünden duvara saplanmıştı. Bunun korkusu ve telaşı hakimdi büroda. Biz hemen haberimizin montajına oturduk ve haberimizi merkezimize ulaştırdık. Dışarıda haber hala devam ediyordu ama bir terslik vardı İsrail askerleri dışarı çıkmamıza izin vermiyordu. Bina da mahsur kalmıştık ve bu 36 saat sürdü. Pencereden bizim çalıştığımız binaya namlularını çevirmiş İsrail tanklarını kaydederken ekip arkadaşım hemen yanımdaydı. “Abla siz içeriye geçin, burası tehlikeli” dediğimde bile Nursun Erel beni yalnız bırakmadı. Bu aşık olduğum iş, yani kameramanlığım öyle koşuşturmalı idi ki, kızım Elif’le oğlum Mustafa’nın büyüdüklerine istediğim ölçüde tanıklık edemedim. Şehir dışı ya da yurt dışı işlere bir gidip geliyorum, bakıyorum ki çocuklar oturmaya, emeklemeye, yürümeye başlamışlar… Çocuklarımın ne ilk adımlarına şahit olabildim, ne de ilk cümlelerine… Ben işlerin peşinde koştururken onlar çoktan büyümüşlerdi. İş biraz hafiflediğinde meslekte 25 yılı geride çoktan bırakmıştım. Artık Elif’le Mustafa bebeklikten çocukluktan kurtulup, gençliğe adım atmışlardı bile. Neyse ki onlarla yaşayamadıklarımı Seyit Alp’le yaşama şansını bağışladı Allah bana. Meslekte otuz yılı geride bıraktığım şu günlerde, aşkım hala ilk günkü tazeliğinde ve coşkusunda devam ediyor. Allah’a bana bu aşkı yaşattığı için ne kadar şükretsem az diye düşünüyorum…

Ali BERBER Bloomberg TV Haber Kameramanı

Yorum Bırakın